A. cat person.

A. cat person.

@bdvbdda.bsky.social

Beşiktaş.

25 followers4 following648 posts

Her gün hafif ağrı çekeceksin ama katlanılmaz ağrıların hiç olmayacak ya da nadiren katlanılmaz ağrı çekip diğer günleri ağrısız geçireceksin. Hangisi?

Son zamanlarda kendi kendime çok sık konuşur oldum. Aslında kendi kendime de denemez çünkü okuduğum kitapla konuşuyorum. Buraya yazdığım gibi bir nevi ama daha sansürsüz. Kimsenin okumadığı bir yerde bile kendimi kısıtlıyorum. Kilidi açmak için bana günlük 10$. Kart bilgileri için DM.

Mırmır kumpire dadanmış. Öyle bir iştah var ki hayvanda elinden alınana kadar, çatlayana kadar yemeye devam eder. Kızamıyorum da şunun şurasında kaç sene bu kadar iştahlı olacak zaten?

It 1990 izledim üzerine 2017 izleyeyim dedim. Stranger things kokuyor buram buram. Stephen king'in yarattığı o hava yok olmuş. Modern sinemadan çok sıkıldım.

Bob's Burgers yeni sezona devam ediyorum. Huzurevindeki bir adamın eski arkadaşları ile yeniden bir araya gelmeleri için sahte cenaze düzenliyorlar. Bob ve Linda içeri girince Louis "üzgün suratlarınızı takının" diyor sonra Bob'a sen zaten hazırsın doğuştan resting grieving face'e sahipsin diyor.

Yine okudum, bu sefer ağlamadım ama bir gözlerim doldu yalan yok. Tavşanın tepede oturup beklediği sahne çok net canlanıyor kafamda her seferinde ve çok yürek burkucu geliyor.

A. cat person.@bdvbdda.bsky.social

Aylar sonra bunu okurken yine ağladım. Ben buyum işte, annesi ölse umursamaz 6 yaşındaki çocuklar için yapılmış bir çizgi filmi izlerken zırlar.

Daha 30 sayfa okudum, dönüp tekrar tekrar okuyorum her seferinde daha da içselleştirerek. Çok da değerli olmayan sesimin söyleyemediklerini yazmış. Budur tam olarak.

"Merak ediyorum, acaba görünüşte pek bir değeri olmayan sesim, binlerce sesin özünü, binlerce hayatın kendini anlatmaya olan susuzluğunu, gündelik yazgısı içinde faydasız hayallerin, iz bırakmayan umutların tutsağı olmuş benimki gibi binlerce ruhun sabrını temsil ediyor olabilir mi?" Budur.

"Hayattan çok az şey istedim ama o, o kadarını bile esirgedi benden. Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve bir de ne kimseye muhtaç olayım ne el âlem bana muhtaç olsun."

Açık açık konuşsan olmaz, pasif agresif tavır alsan zaten lanet bir şey, kalsan sussan olmuyor gitsen olmaz. Hangisini yaparsan yap bir kılıf bulunacak. Dürüstlüğe sert konuşuyorsun denecek, imalara manipüle denilecek, sussan bana psikolojik şiddet bu, kavga etsen neden sinirlendin ki şimdi?

İnsanlar çok yorucu. Mırmır öyle değil. Çok net elindeki fümeyi yiyene kadar beni sevebilirsin yedikten sonra kucağından iniyorum. Hiç şaşmaz. Ne bekleyeceğimi biliyorum, sürpriz bir şey yok, kafa karışıklığı yok. Fümemi alırım severim. O istediği yemiş olur ben kedimi sevmiş olurum. Rahat.

Şimdi diyeceksiniz ki sen zaten It okumuyor muydun? Evet. Book of disquiet okumuyor muydun? Evet. Meditations okumuyor muydun? Evet. Aurelius'tan devam edeyim en iyisi zaten onu kurgu okur gibi okumuyorum. En fazla 10 madde okuyup bırakıyorum. Book of disquiet da öyle. Sindirerek okurum bu ikiliyi.

"I'm not a-list. Not yet. Somewhere between B or C. A bit like my bra size." Bu basılı bir eser bu arada. Daha en baştan yarıda bırakacağım belli olan kitapları seviyorum. Uğraştırmıyorlar. İlk randevuda AKP'li olduğunu söyleyen biri gibi. Güle güle.

Bu kitapları okuyan profil gözümün önünde canlanıyor. Çoğu da kocaları ile ciddi sorunları olan orta yaşlı kadınlar. Modern thrillerlar çok çok acemi geliyor. Freida McFadden, diğer bir örnek. Nereden tutsan elinde kalıyor.

Nietzsche okurken Quaresma ayracını kullanıyormuşum ve beynim bunun tuhaflığının altını çizmiş. Şimdi Stephen King okuyorken merak ettim, bu adam beyzbol hayranı değil miydi? Acaba Türk takımlarından hangisine daha yakın hissederdi? Aragorn'un Beşiktaşlı olduğunu biliyoruz mesela.

Endişe dışında bir duygu hissedemiyorum bildiğiniz bütün varlığım bunun etrafında dönüyor arada da yeter bıktım tripleri gelince ağlayasım geliyor. He bir de öfke var asla geçmiyor ve nereye akıtsam nasıl yapılır hiç bilmiyorum, güya yetişkinim.

Ne bileyim ya var olmak çok yorucu her gün ayrı yorucu her gün de ertesi gün yorucu olmayacak diye kendini kandırmak ve bu döngünün farkında olmak ayrı yorucu.

Bazen Mırmıra gözümü kırpmadan bakıyorum hissedip o da bana bakıyor sanki bir şey diyecek de diyemiyor gibi. Sanki evrenin sırları dilinin ucunda ama her seferinde vazgeçiyor. Gözlerinin içinde bilgelik var sanki. Bilmiyorum ya da ben kafayı yiyorum.

Kendime ne kadar egoistçe bir yaklaşım diyorum ne zaman bunları düşünsem. İnsanların dünyası senin iyi hissetmen etrafında dönmüyor. Kötü hissetmen etrafında da dönmüyor. Herkes kendi derdinde zaten. İnsanlar unutkanlar, kafaları dolu, mutsuz ve yalnızlar. Biliyorum bunları tabii.

En çılgın fantezilerimde Radiohead sürpriz bir albüm yayınlıyor (demo ve bside tracks ile) ve Türkiye'ye geliyorlar. Gelmiş geçmiş en iyi grup bir kez canlı dinleseydik be.

Wakey wakey rise and shine it's on again off again on again. Watch me fall like dominos in pretty patterns. It's what you feel not what you ought to. Reasonable and sensible dead from the neck up because I'm stuffed stuffed stuffed

Uyuyamadım yine ve düşünce akışım beni çocukken izlediğim acayip bir filme götürdü ama adı yok, konusu yok hatta izledim mi o bile belli değil, nasıl izlediğime dair bir hatıram da yok. Televizyondan mı izledim, bilgisayarın lüks sayıldığı dönem olduğu kesin, bizde masaüstü yoktu onu eledim.