Kerem Altıparmak

Kerem Altıparmak

@keremaltiparmak.com

Hukukçu https://www.keremaltiparmak.com/

5.2K followers178 following36 posts

Kerem Altıparmak reposted

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) kurucularından Yaman Akdeniz'in (@cyber-rights.org) hesabının da aralarında bulunduğu ve 24 Eylül'de erişime engellenen bazı X hesaplarının, Bakırköy 6. SCH'nin 22 Eylül tarihli ve 2026/9054 sayılı kararıyla erişime engellendiği belirlendi. ifade.org.tr/engelliweb/i...

ifade.org.trİFÖD Kurucusu Yaman Akdeniz’in X Hesabına Erişim Engeli – İfade Özgürlüğü Derneğiİfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) kurucularından Yaman Akdeniz’in X hesabı, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22 Eylül 2026 t...
EngelliWeb@engelliweb.com

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) kurucularından Yaman Akdeniz'in (@cyber-rights.org) X hesabı, 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi ve X tarafından Türkiye'den görünmez kılındı. ifade.org.tr/engelliweb/i...

Bir komedyenin sırf şaka yaptığı için 88 gündür kuyu tipi cezaevinde tutulduğu ortamda muhalefet 2 milyarlık borsa vurgununu ortaya çıkardığı için bir siyasetçi istifa etmek zorunda kaldı diye ahlak dersi verip neredeyse minnettar kalmamızı istiyorlar.

İfade özgürlüğü davalarında (ceza ve idare) otomatikleşmiş usul sorunlarını tartıştığımız "Sansürün Gizli Silahı: İfade Özgürlüğü Davalarında Usul İhlalleri" kitabı dijital olarak yayımlandı. İlgilenen meslektaş ve öğrencilerin dikkatine sunuyoruz.

İfade Özgürlüğü Derneği tarafından, ifade özgürlüğü davalarında yargılama süreçlerinde ortaya çıkan sistematik usul ihlallerini inceleyen "Sansürün Gizli Silahı: İfade Özgürlüğü Davalarında Usul İhlalleri" başlıklı rapor yayımlandı. ifade.org.tr/reports/Usul...

Anayasa Mahkemesi'nin çok yakın tarihli Nejat Taştan (ihlal yok) ve Abbas Yalçın ve Can Dündar (ihlal yok) kararlarına bakmanızı öneririm. Bir insan hakları savunucusu olan Taştan'la, siyasetçi Mustafa Varank'ın haysiyet ve şereflerinin ne derece farklı değerlendirildiğini göreceksiniz.

Kamuoyunda çok bilinmeyen Taştan'ın bir gazete tarafından sistemli bir şekilde her gün suçlu ilan edilmesi "basın özgürlüğü" kapsamında görülürken, siyasetçi olarak eleştiriye katlanması beklenen Varank'ın hem de gerçekleşmiş bir olaya ilişkin eleştirilmesi haysiyete saldırı olarak değerlendiriliyor

İktidar kanadında siyaset yapan Varank'a layık görülen haysiyetin 100'de biri Büyükada'da insan hakları savunucularına yapılan bir operasyona maruz bırakılan Taştan'a tanınmıyor. İnsan onurunun derecesi bile nerede durduğunuza göre değişiyorsa artık orada insan haklarından söz edilemez.

Bugünkü gözaltılarla birlikte artık Mümtazer Türköne ile özdeşleşen "başka yolu yok, bilge lider Devlet Bahçeli'nin talebi sonrasında hukuka dönülecek" tezinin bir kez daha sorgulandığını görüyoruz. Bu tezi ilk ifade edildiğinden beri anlamış değilim zaten. Hukuka dönüşle ne kast ediliyor?

Türköne hukuka dönüşten bazı siyasilerin tahliyesini anlıyor. Oysa birilerinin tahliyesi "hukuka dönüş"ün yöntemi değil ancak sonucu olur. 10 yıldır binlerce hakim ve savcıyı en alttan en tepeye atamış, tüm mekanizmayı kurmuş bir iktidar "hadi hukuka dönüyoruz" diyecek ve öylece hukuka mı dönülecek?

Ben tam da bu nedenle bu tezin anlaşılabilir ve ciddiye alınabilir bir yanını göremiyorum. Sorunu doğru saptamazsanız, doğru ilacı da yazamasınız. Bazı siyasilerin stratejik amaçlarla tahliyesi belki ateşi düşürür ama hastalığı geçirmez. Öyle olunca da bu sabah olduğu gibi sürekli yeniden ateş çıkar

Amerikan üniversiteleri ile Türkiye'dekileri (şimdilik) ayıran önemli iki unsur var. Orada Rektörleri Trump atamıyor, YÖK gibi bir yarı-kolluk merci de yok. Ama uzun vadede kaynak olmadan bu farklılığa dayanarak Harvard gibi üniversiteler ne kadar direnç gösterebilir göreceğiz.

DEM heyetinin Cumhurbaşkanı ile görüşmesi, sosyal medya akışını ikiye bölmüş gibi. "Bu antidemokratik dönemde bu görüşme ihanettir" diyenlerle "zamanında bize yapılan haksızlıklara ses çıkarmayanlar şimdi söz söyleyemez" diyenler arasında. Bu ayrışmaya girmeden başka bir hususa dikkat çekmek lazım.

View full thread

Cem Küçük tipi yandaşların söylediği şeyi atlamayalım. Devlet artık bizim, kimin illegal olduğuna sadece biz karar veririz diyorlar. Eğer durum buysa ki İmamoğlu operasyonu bunu doğruluyor, şimdi el sıkışanın 6 ay sonra, koşullar gerektirirse yeniden illegal olarak ilan edilmesinin önündeki mani ne?

Barış olsun da sonra devlet demokratikleşir diskurunu ben anlayamıyorum. Ne olacak mesela? Barış gelince İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, HSK Başkanlığına, YÖK, BTK, Emniyet, RTÜK başkanlıklarına Kürt, Alevi, muhalif isimler mi atanacak? Nasıl olacak da keyfi operasyonların önü alınacak?

DEM heyetinin Cumhurbaşkanı ile görüşmesi, sosyal medya akışını ikiye bölmüş gibi. "Bu antidemokratik dönemde bu görüşme ihanettir" diyenlerle "zamanında bize yapılan haksızlıklara ses çıkarmayanlar şimdi söz söyleyemez" diyenler arasında. Bu ayrışmaya girmeden başka bir hususa dikkat çekmek lazım.

Benim anlamadığım çok önemli bir ayrıntı var. Devlet teşkilatı değişmeden, bugün el sıkışanların yarın tekrar terörist olmayacağını kim, nasıl garanti edebilir? Daha Kobani kararı çıkalı bir yıl olmadı. Aynı savcılar, aynı hakimler mesela 2027 yılında tekrar "siz teröristsiniz derse" ne olacak?

Kerem Altıparmak reposted

Selahattin Demirtaş hakkında Kobani davasında 11 aydır karar yazılmadığı hatırlatıldı yaşgünü vesilesiyle. Ama vehamet bununla sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi Kasım 2019'dan beri tutuklulukla ilgili başvurusuna ilişkin karar vermiyor. O vermeyince iç hukuk yolları tükenmedi diye AİHM de vermiyor.

Alican Uludağ@alicanuludag.bsky.social

10 Nisan'da Selahattin Demirtaş, 52 yaşına girecek. 4 Kasım 2016'da tutuklandığında yalnızca 43 yaşında, rakiplerine göre genç bir siyasetçiydi. Tam 8,5 yıldır cezaevinde tutuluyor.

Ayrıca hakkındaki AİHM Genel Kurul kararı uygulanmanın izlenmesi için Bakanlar Komitesinde. Hükümet yeni delil olduğu gerekçesiyle şu anki tutukluluğunun AİHM Genel Kurul kararı ile ilgisi olmadığını ileri sürüyor. Ancak bu iddia ortada ne AYM ne de ceza mahkemesi kararı olmadığı için denetlenemiyor

Bu şekilde Türkiye mahkemelere karar verdirtmeyerek Selahattin Demirtaş'ın durumunu Avrupa Konseyi'nin denetiminin dışına çıkartırmayı başardı. AİHM'in bu durumda artık AYM'nin en azından bu vaka bakımından etkili bir hukuk yolu olmadığını saptaması gerekirdi ama artık kime konuşuyoruz ki?

Boykot meselesi çıktığından beri hükümet kanadı "vaaay Türk şirketlerini nasıl boykot edersiniz" diyor. Oysa Türkiye'de katılım endeksi diye bir şey var, sadece faizsiz bankacılık yapan şirketlere yatırım yapan. Çünkü muhafazakarlar tamamı Türk olan şirketlere faiz alıyor diye yatırım yapmıyor.

Öyle bir gün, iki gün değil. Ömür boyu belirli tipteki Türk şirketlerine yatırım yapmıyorlar, vicdani kanaatleri nedeniyle. Muhalif olanlar da, tıpkı katılım endeksçiler gibi, şimdi vicdani bir kanaat sonucu belirli şirketlere artık yatırım yapmak istemiyor. Ne farkı var? Bu suçsa o da suç o zaman.

Bir zamanlar Türkiye açısından özgür ifadenin simgesi olan ve bizim de savunmak için büyük mücadeleler verdiğimiz Twitter kuşunu, sansürün sembolü X haline getiren Elon Musk büyük bir göçün başlangıcına da aracılık etmiş oldu. Yaptığı tek hayırlı şey belki de budur.

Daha geçen sene öğrenciler Cumhurbaşkanı’nın diplomasıyla ilgili şaka yaptı diye 4 yıl hapisle yargılandı. Şimdi 24 saat İmamoğlu’nun diplomasını konuşuyorlar. Birinin diplomasıyla ilgili şaka bile yapamıyorsun, diğerine ne dersen serbest. Buna hukuk denmez de ne denir bilmiyorum.

Anayasa Mahkemesi'nin HAGB ihlal kararlarından sonra yeniden yargılamalar başladı. Bazı mahkemeler 5 yıllık süreyi yeniden başlattı, bazıları HAGB yerine yeni ceza verdi. Avukatlara iki kat iş çıktı. Yani AYM'ye gidip karar alanlar ve avukatları cezalandırılmış oldu. Bir sistem bu kadar kötü işler.

CHP sürekli "yargı sopası" ifadesini kullanıyor. Ama bu sopanın ne olduğunu, nasıl bir mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiğini söylemiyor. Yargı sopasının iki boyutu var: Birinci husus; savcı, yargıç atama sistemi ve HSK'nin yapısı. Mevcut yapıda yargının bağımsız olması zaten mümkün değil.

View full thread

Diğerlerini ise parça parça yasalaştırıyor. Bir yandan yargı sopasından şikayet edip öte yandan "terör örgütü üyeliği" gibi elastiki bir suç türüne ilişkin söz etmeyelim diyemezsiniz. Ceza kanununda ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemeleri ne yapacağınızı açıklamanız lazım.

Şu anda toplumu ve özellikle siyaseti, iş dünyasını, basını, meslek örgütlerini baskı altına almanın asli aracı "yargı sopası"yla o sopaya ilişkin nasıl adımlar atacağınızın da bilinmesi lazım. Yoksa "olur mu böyle şey" demekten başka bir şey kalmıyor elinizde.

CHP sürekli "yargı sopası" ifadesini kullanıyor. Ama bu sopanın ne olduğunu, nasıl bir mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiğini söylemiyor. Yargı sopasının iki boyutu var: Birinci husus; savcı, yargıç atama sistemi ve HSK'nin yapısı. Mevcut yapıda yargının bağımsız olması zaten mümkün değil.

Bu husus başta Venedik Komisyonu olmak üzere birçok bağımsız kuruluşun değerlendirmelerinde mevcut. Ama buna nasıl bir çözüm üretecek CHP? Orası belli değil. İkinci husus ise öngörülemez, bütünüyle belirsiz ceza yasası hükümleri. Hükümet bunların bir kısmına zaten sahipti.

TCK'ye "İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının adı sadece onu övmek için kullanılabilir. Tersini yapanlar 1 yıldan 30 yıla kadar hapisle cezalandırılır" diye hızlıca bir hüküm koyulsa da her seferinde suç bulmak için uğraşmasa yetkililer. Hatta 299/A maddesi olsun, CB'ye hakaretin hemen ardından gelir.

1980’lerde TRT’ciler Ferdi Tayfur’un sansürlenmesi gerektiğini düşünüyordu. 2020’lerde RTÜK’çüler Ferdi Tayfur’u beğenmeyenlerin sansürlenmesi gerektiğini düşünüyor. TRT’nin, RTÜK’ün ve benzerlerinin ne dinleyip ne düşündüğümüze müdahale etmediği bir hayat dilimi olmayacak herhalde.

10 yıl önce Nevşin Mengü aynı gerekçelerle gözaltına alınsaydı hem içeride hem dışarda bayağı tepkiye sebep olurdu. Şimdi nasıl olsa tutuklanmadı diye 1-2 saatte unutuldu. “X yalnız değildir” “Y yalnız değildir” diye diye herkesin yalnız olduğu bir noktaya ulaştık.

Bu arada hemen hemen hiç kimse ilgilenmemiş raporla. Sanıyorum Avrupa kurumlarının etkisizliği açısından da bunu ciddi olarak düşünmek lazım. Bu kadar önemli bir rapor var ortada ama kimsenin umrunda değil. Buna muhalefet partileri de dahil.

Anayasa Mahkemesi dezenformasyon hükmünün iptali etmezken beş koşul sayıp "Anılan şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda kuralda düzenlenen suçun oluşmayacağı açıktır" demişti. (E.2022/129, K.2023/189, § 43) Savcı ve hakimlerin kararlarına bakılacak olursa pek de açık değilmiş.

BirGün Gazetesi@birgun.net

#SonDakika Eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki tutuklandı www.birgun.net/haber/eski-a...

You are up to date.